ÇOCUK EĞİTİMİNDE OTORİTE

Bazı ailelerde çocuklarına karşı ya aşırı otorite noksanlığı görülüyor, ya da aşırı otorite hakimiyeti…Otorite çocuğa yapması gerekeni yaptırabilmemiz, yapmaması gerekeni de yaptırmamamızdır. Bu konuda irade kullanıp başarılı olabilmemizdir. Tabii bunun bilimsel ve doğru olması gereklidir. Şimdi bunları kısaca açıklayalım.


Çocuk her şeyi bilemez. Kaldı ki büyükler de şüphesiz her şe­yi bilemez. Bu nedenle çocuk sürekli olarak çevreden bir şeyler öğrenmektedir. Onun yaptıkları arasında iyi, doğru, gü­zel olan davranışlar olabileceği gibi yanlış hatalı, suç teşkil edecek hatta tehlikeli olanlar da bulunabilecektir.

Çocuklar, evde yan­gın çıkarmak, pişmekte olan yemeği devirmek, musluk suyu­nu açık bırakmak ve daha niceleri gibi hayatî önem taşıyan iş­ler de yapabilmektedir. İşte otorite benzer durumları çocu­ğun yapmasına engel olunabilmesi için gereken iradenin an­ne ve babada var olması anlamındadır.


Çocuğun her şeyi bilemeyeceğini söylemiştik. Çocuk, hata yaparak aradığı doğru­yu bulmaya çalışır. Zaten çocuk da hatalı, yanlış tutum ve davranışlarında aileden ve ilgililerden her zaman yardım gör­mek ister. Çocuk psikolojisinin temel çizgileri itibariyle du­rum böyledir.
Nitekim literatürde bilim adamları çocuğun isteklerini çocuğun ağzındanmış gibi mektup halinde yazmışlardır. Burada çocuk “Yaptıklarımın hepsinin doğru ol­madığını biliyorum, siz mani olmadıkça onları yapmaktan da kendimi alamıyorum, yaptıklarımın hatalı olduğunu bana söylemezseniz – yahut buna engel olmazsanız – bunları nasıl düzeltirim?” demektedir.


Ne yazık ki gerçekler böyle olması­na rağmen pek çok anne baba çocuklarının eğitiminde otori­te denilen altın kuralı yeterince kullanamamaktadır. Ya aşırı otorite noksanlığı yahut da aşırı otorite çocukları yanlış yönlendirmektedir. Bunun denge­sini bulmak zorunluluğu vardır. Aşırı otorite, otorite nok­sanlığı kadar tehlikelidir. Bunun önemli olduğu daima bilin­meli ve gerçek bilimsel otorite çocuk için sağlanabilmelidir. Nice durumlar olmaktadır ki çocuk aşırı şımartıldığı için evde her dediği harfiyen yerine getirilmektedir. Tabii aile bundan hiç memnun değildir. Ama adeta eli mahkûm bu esaret hayatını çekmektedir. Evde bulunan değerli eşyaları çocuk kaç kez yere çarpmıştır. Hatta bu davranışını alışkanlık haline getirmiştir. Fakat aile çocuk inciniverir diye bu masrafa katlanmış ve otoritesini ortaya koyama­mıştır.
Çocuklar, küçüklüğünden itibaren hoş görülmemesi gereken yerde hoş görülmemelidir. Yahut hoş görülmediği ilk o olayı yaptığında uyarılmalıdır. Aynı hareketi yineledi­ğinde anne, baba otorite prensibine göre buna engel olmalı­dır. O şeyi elinden almalı veya o şeye engel olmalıdır. Bunda kesin ve kararlı olmalıdır. Zaten kesinlik, kararlılık olduğunu çocuk gördüğünde birkaç ısrardan sonra onu elde etmek için ısrar edemeyecektir.


En tehlikeli olay şudur: Çocuğu aynı ha­reketinden dolayı bir defasında hoş görmek diğerinde hoş görmemektir. Ailenin morali iyi ise o davranışı hoş görmek­te, o gün canı bir şeye sıkılmışsa aynı davranışı veya işi hoş görmemekte, çocuğa bağırıp çağırmakta, cezalandırma yoluna gitmektedir. Haklı olarak çocuk da “Aynı hareketi dün yap­tım bir şey demediler.Öbür gün yaptım yine ses çıkarmadılar. Bugün yaptığım da onlardan farksız, niçin acaba bugün ba­na bağırdılar? Bu insanlar bir tuhaf, gidip bir tedavi olsun­lar.” diye düşünür.
Aile ona kızarken çocuk da onlara belki onlardan fazla kızar. İşte bu durum çok hatalıdır.Çünkü çocuk olayı kavrayamamış, üstelik de kendinin haklı olduğunu dü­şünmektedir. Zira olay meydandadır. Aynı hareketi üç kere hoş görülmüş, aynı hareketine dördüncüde şid­detli tepki gösterilmiştir.


Bu tutarsızlık büyük insanları da aynı şekilde kızdırır. Büyükler arasında bu tür davranışlar olsa acaba aynı anne baba olayı nasıl değerlendirirler? Tehlikeli olan davranışlarında çocuk kesinlikle engellenmelidir. Tehlikeli olmayan ama hoş olmayan davranışları için en başında kendisine işin doğrusu söylenerek öğretilmelidir. Aynı olayı yaptığında bu öğretilen bilgi hatırlatılmalıdır. Yine de aynı davranışı yapıyorsa en fazla iki kere hoş gördükten sonra ço­cuk ailenin otoritesini karşısında bulabilmelidir.
Otorite çocuğa yapması gerekeni yaptırt­mak, yapmaması gerekeni yaptırtmamaktır. Otoritenin kazanılması ve sürdürülebilmesi için çocuğa suçuyla ilgili olarak ceza verilmesi de normaldir. Sevdiği şeylerden bir süre için onu mahrum etmek en iyi ceza yollarındandır.Ama mutlaka ceza çocuğun yaşına ve suçuna uygun olmalıdır. Çocuk mut­laka cezayı hak ettiğini kavramalıdır sonra ceza verilmelidir. Ancak bu şekilde ceza ıslah edici olabilir. Çocuk suçunu an­lamalı, kabul etmeli ve hatta “şimdi ben şöyle bir cezayı hak ettim” diyebilmelidir. O ceza verilince de “Ben dememiş miydim işte oldu bir daha yapmayayım bu işin sonu işte böyle ceza oluyor.” diyebilmelidir.
Çocuk eğitimi zannedildi­ği kadar zor ve güç değildir. Bunun kuralları da karmaşık ol­maktan uzaktır. Ancak ne var ki çok iyi özetlenmiş ayrı sayfalık, hatta daha özetlenmiş bunun yarısındaki bilgiyi an­ne ve babanın çocukla ilgili bireylerin öğrenip kavrayabilmeleri büyük bir gelişimdir. Ancak bu alanda ilim adamlığı şüphesiz en zor mesleklerdendir.


Burada anne babayı amatör bir şoföre, ilgili uzmanları da o otomobili imal eden mühendise benzetmek mümkündür. Amatör şoför olmak 3-5 saatte bile öğrenilebilirken bir makine mühendisi olmanın çok uzun yıllar süren eğitim sonunda olacağını herkes bilebilir. Bu bir örnektir; ama kanaatimizce olayı anlatması yönünden oldukça iyi değerlendirilmelidir. Çocuk eğitiminde otorite prensibinin de var olduğunu hatırlamak bile anne ve baba için doğruyu bulmada başlı başına bir yol gösterici olabilir. Önem­li olan çocuğun ciddiye alınması ve olayın akademik bir çalış­ma alanı olduğunun benimsenebilmesidir.

Kaynakça: Prof. Dr. Kemal Çakmaklı                                                                                                                                                               

ÇOCUKLARDA SALDIRGANLIK VE ŞİDDET

Saldırganlık çocukta var olan ihtiyaçların (güvenlik ve mutlu olma gibi) şekil değiştirerek farklı bir biçimde ortaya çıkmasıdır.

ÇOCUKLARDA VAR OLAN ŞİDDETİN SEBEPLERİ NELERDİR?

  • Anne babaların çocuklarını sürekli kontrol altında tutmaya çalışması ve onları aşırı derecede disipline etme gayreti.. Bu yöntemleri uygularken de anne babanın tutarsız olması.
  • Çocuğun sürekli anne babadan dayak yemesi, yeterli sevgiyi görmemesi.
  • Aile içinde var olan anne baba kavgaları.
  • Anne babaların saldırganlık davranışı konusunda çocuklarına model oluşturması. Çocuk kendisinde şöyle bir yargı geliştirir: “Ben de kendi isteğimi yerine getirebilmem için kaba davranışlar sergilemeliyim.”
  • Çocukta var olan saldırgan tutumlarının aile tarafından desteklenmesi. Mesela; A çocukla B çocuk kavga ederler. A, B yi döver. B’nin anne babası çocuklarının dayak yemesini içine sindiremedikleri gibi intikam duygularını çocuklarına aşılamaya çalışırlar. “Bacak kadar çocuktan dayak yedin. Sana verdiğim emeklere yazık” gibi ifadelerle çocuğun kinini arttırırlar.
  • Çocukların saldırgan olmalarında ve çevreye şiddet uygulamalarında, televizyonda izlemiş oldukları şiddet içerikli filmlerin de etkisi vardır.

NELER YAPILABİLİR?

  • Öncelikle çocukta var olan bu davranışın kökenini araştırmalıyız. Bu davranışın sebeplerini ortaya koymalıyız. Çocuğunuz ihtiyaçlarını karşılamak için saldırgan davranış içinde olmak gerektiğine mi inanıyor?
  • Çocuğunuza fiziksel cezalar vermeyin. Çünkü çocukta asi, sorumsuz ve saldırgan davranışlar ortaya çıkar. Bunun yerine çocuğunuza sevgiyle yaklaşın. Kardeşler arasındaki sevginin dengeli olmasına dikkat edin.
  • Aile içinde var olan bir sorunu kesinlikle çocukların bulunduğu ortamda saldırgan tavırlarla halletmeye çalışmayın. Çünkü; sizler onlar için bir modelsiniz.
  • Çocuklarınızın olumsuz davranışlarını ön plana alıp onları sürekli eleştirmeyin. Olumlu davranışlarını görmeye çalışın ve bu davranışlarını ödüllerle pekiştirin.
  • Çocuğunuzun geniş alanlar da oynamasını sağlayın. Bu durum, var olan gerilimden kurtulmasını ve enerjisini boşaltmasını sağlayacaktır.
  • Kardeşi bile olsa asla kıyaslamayın.
  • Gerekirse çocuğunuza adı konmamış bir “saldırganlık köşesi” yapın. Bu köşede büyük süngerler ve minderler olabilir. Böyle bir imkan çocuğunuzun kızgınlık, öfke gibi duygularının yok olmasını sağlar.
  • Çocuğunuzun bu duygusunu yenebilmesi için seçenekler sunun. Onu spor dallarına yönlendirebilirsiniz. Ya da duygularını ifade edebilmesi için yazı yazma ve resim yapma tekniğini kullanabilirsiniz.
  • Çocuğunuzun şiddet içerikli film ve programları izlemelerini önlemelisiniz. Çünkü çocuklar, var olan bazı problemleri aynı yöntemleri kullanarak çözmeye çalışma eğilimi göstermektedirler. Söz konusu filmlerdeki oyuncuları model olmaya çalışmaktadırlar. 
  • Çocuklarınıza atari ve bilgisayar oyunları alırken şiddete dayalı oyunları tercih etmemelisiniz.
  • Çocuklarınızın arkadaşları ile birlikte oyun oynamalarına izin verin. Çocuk onlarla oynarken bazı kurallarının olduğunun farkına varacaktır. Oyunlara katılarak onlarla etkileşim içine girerek öz benliğini kazanacaktır.
  • Çocuğunuzla konuşurken kendinizi onun yerine koyarak onun gibi düşünmeli ve olaylara onun bakış açısıyla bakmalısınız.

                                                                                                                                

EYVAH ÇOCUĞUM ERGENLİK DÖNEMİNE GİRDİ!!!

Çocuklarımız artık “ergenlik” diye adlandırdığımız bir geçiş sürecinin içindeler. Ergenlik döneminde bulunan çocuklar kendilerini tanıma yolunda büyük bir çaba harcayarak bir takım sorulara cevap bulmaya çalışırlar. “Ben kimim?”, “Nelerden hoşlanırım?”, “Gücüm ve yeteneklerim nedir?”, “Neleri yapamam, neleri yapabilirim?”, “Gelecekte ne olacağım?” gibi sorular onların kafasını sürekli meşgul etmektedir.

Bu anlamda ergenlik dönemi ergenin kendini ilk kez tanımladığı ve kimliğine kavuştuğu bir dönemdir. Bu dönemde hem aile hem okul olarak çocuklarımızın ihtiyaçlarını doğru tespit edebilmeli ve onların bu hassas dönemi en sağlıklı şekilde geçirebilmeleri için onlara destek olmalıyız.

            Bana Neler Oluyor?  

Ortalama olarak kız çocuklar erkeklere oranla yaklaşık iki yıl önce ergenlik dönemine girerler. Ergenlik dönemine girişte yaşanılan coğrafi bölgenin iklimi, genetik yapı ve bireysel farklılıklar gibi özellikler etkilidir. Bu nedenle, ergenlik dönemi için kesin bir başlangıç ve bitiş yaşı verilememektedir.

Ergenliğe geçiş olarak bilinen ön ergenlik dönemi aslında bireyin kendini arada kalmış hissettiği bir yaşam dilimidir. İçinde bulunduğu toplum, ebeveyn ve öğretmenlerin onu artık hem bir çocuk gibi görmeyi bıraktığı hem de yetişkin rolü ve işlevini tümüyle vermediği bu dönemde farkında olmadan bireyin arada kalmışlık duygusu pekiştirilebilmektedir.
Çocukluktan erişkinliğe geçiş olan ergenlik dönemi bireyde gözlenebilen sürekli ve süratli bir gelişimi ve değişimi kapsamaktadır. Bu gelişim ve değişimler; bedensel, psikolojik, sosyal ve bilişsel alanlarda gerçekleşmektedir.

             Fiziksel Değişimler

  • Fiziksel değişimin hızlı ve fark edilir olması ergenin kendini kabullenmesi sürecinde iç huzursuzluğu yaşamasına neden olabilir.
  • Bu dönemde fiziksel değişim içindeki ergenin en çok çelişkide kaldığı durum; bedenini kabul etmek ve reddetmek arasında kalmaktır.
  • Yeni beden biçimi ile aşırı ilgilenir, kendisini inceler ve kusurlar arar.
  • Giyime, saçlarına, süslenmeye düşkünlük gösterir. Zayıflık, şişmanlık, boyun uzun veya kısa oluşu sorun olmaya başlar. Bu dönemde vücudunu gizlemeye önem verebilir, hiç kimse tarafından değişen bedeninin görülmesini istemeyebilir. (Özellikle giyinirken odasına girilmesinden hoşlanmayabilir; bedenini bol kıyafetlerin altında saklamaya çalışabilir.)
  • Bazen de ilgi çekmeye çalışmak ve kendisini bir gruba ait hissetmek adına saçlarını farklı kestirmek ve jöle sürmek gibi davranışlarda bulunabilir.

             Psikolojik ve Sosyal Değişimler

  • Ergen, anne-babadan kopabilmek ve farklı olduğunu ispatlamak için, hırçın, saygısız, acımasız, yıkıcı, düzensiz ve kurallara uymayan ya da aldırmaz, içe kapanık, şüpheci vb. davranışlar sergileyebilir.
  • Yaşadığı gerginlik nedeniyle kavga ve dargınlıklara hazırdır. Kardeşiyle, arkadaşıyla, anne-babasıyla çekişme ve itişme halindedir.
  • İlişkilerinde bağımsız, güçlü bireyler olduklarını sergilemeye çalışmalarına rağmen güç durumda ve çaresiz kaldıkları zaman ailelerinin desteğine ve ilgisine ihtiyaç duyabilirler.
  • Yalnız kalma isteği vardır. Kendini toplumdan soyutlar, ev halkı ile yapılan etkinliklere katılmak istemez.
  • Daha önceleri oynadığı oyunlardan bıkmıştır, oyunları çocukça bulur.
  • Uzun süre bir yerde oturamaz, gergin ve huzursuzdur.
  • Duygusal durumda iniş ve çıkışlar görülmektedir. Bazen hassas ve duyarlı bazen abartılmış öz eleştiri göze çarpar.
  • Çabuk heyecanlanır, öfkesini kontrol edemez.
  • Hiçbir şeyden hoşnut olmaz, her söyleneni kendine yöneltilmiş bir eleştiri olarak algılar. Başkalarının kendisini anlamadığını düşünür, aile ve okul yaşamında kendi fikirlerine önem verilmesinden hoşlanır.
  • Her şeyi herkesten daha iyi yapabileceklerine inanır ve buna uygun davranışlarda bulunur.
  • Bu dönemde hemcinsleri ile arkadaşlık ilişkileri daha yaygındır. Arkadaşlarının düşünceleri ailenin isteklerinden daha önemlidir. Bunun sonucunda da aynı düşünce ve istekleri olan arkadaşların bir araya geldiği gruplara bağlanma dikkati çeker. Grubun liderliğini mutlak otorite olarak kabul eder ve grup kararlarına uygun davranışlarda bulunur.
  • Hayal kurma ve hayallerindeki kişilerin yerine geçme isteği gözlenebilir.
  • Hayranlık duyduğu ve örnek almaya çalıştığı sinema, tiyatro artistleri, pop müzik starlarını taklit etmeye çalışabilir. Odasını bu kişilerin afiş ve posterleri ile süslemek gibi davranışları vardır.
  • Kendi için özel olan cinsel yaşamı ile ilgilidir. Bu konuda sürekli araştırma yapar.
  • Kızlar için anne, erkekler için baba model olmaya başlar.

             Bilişsel Değişimler

  • Derslerde ve belli yeteneklerde cinsiyet faktörü görülmeye başlanır. Kızlar okuma, yazma ve genellikle sözel yeteneklerde; erkekler ise uzay ilişkileri ve mekanik yeteneklerde daha başarılı olurlar.
  • Bu dönemin sonuna doğru daha soyut düşünebilir, çeşitli seçenekleri görebilir, bilgi ve becerilerini değişik durumlara aktarıp varsayımlara dayalı düşünme yönünden de gelişirler.
  • Problem çözerken mantıksal yollar kullanma ve alternatifleri göz önünde bulundurma eğilimi artar.

          Ergenle İletişim

  • Ergenin davranışlarına rehberlik edecek değerleri kazanması ve sosyal yönden sorumluluklarını öğrenmesi konusunda yardıma ihtiyacı vardır. Normal şartlarda ergenin bu ihtiyacını karşılayan ve ergenin yaşamında etkili olan toplumsal kurum aile olmalıdır.
  • Aile ortamında gördüklerinin, olgunlaşmakta olan ergenin kişilik yapısını biçimlendirmede çok derin etkisi vardır. Anne-baba ile çocuk arasındaki belli başlı ilişkiler, ergenin bunu algılaması ve anlamlandırmasını etkiler. Anne-babayla çocuk arasındaki ilişkilerin ilk bakışta hayli uyumlu olduğu sanılırsa da gerçekte karmaşık ve çok yönlü niteliği unutulmamalıdır.
  • Ergenlik döneminde, ergen isyankar davranışının yanında anne-babanın desteğine ihtiyaç duyar. Bu düşünce ergenin iç çatışmalar yaşamasına neden olabilir.
  • Ergene karşı yetişkinin baskı ve yasaklara dayanan disiplin anlayışı, olumlu ve yapıcı olması gereken bu evreyi çatışmalarla dolu olumsuz bir döneme dönüştürebilir. 

             Ergenle İletişimde Aileyi Neler Bekler?

  • İlişkide ilk temel nokta güvendir. Ergen, anne babasına güven duyduğu sürece sorunlarına onları da ortak eder ve çözümü kolaylaştırmış olur. Diyalogun çocukluk yıllarından bu yana kopuk oluşu, ergenin bu dönemde anne babasıyla zıtlaşmasına, kutuplaşmasına neden olabilir.
  • Kurulacak ilişki ergenin haklarıyla sorumlulukları arasında denge kurabilecek nitelikte olmalıdır.
  • Aile içinde ergene yönelen farklı tutumlar ergenin kararsızlık ve tutarsızlığını artırabilir. Örneğin: “Sen daha çocuksun, daha bilemezsin” diyen bir yetişkinin bir gün sonra “Artık kocaman adam oldun hala bilemiyorsun” şeklindeki suçlaması ergeni dengesizliğe itebilir.
  • İletişim kurmanın ana özelliklerini ebeveynden alıp daha sonra şekillendireceği için, ergenin model alacağı anne babaya ihtiyacı vardır.
  • Ergen anne babanın veya arkadaşlarının ölçüleri içinde değil, kendi ölçüleri içinde değerlendirilmeyi ister. İletişimde sosyal kabul ve onay bekler. Davranışlarının temelinde, başkaları tarafından beğenilmek, kabul edilmek isteği ile şiddetli bir bağımsızlık arzusu ve yetişkinlere kendini bağımlı kılan bağlardan kurtularak, kendi kişiliğini kanıtlama gereksinimi bulunmaktadır. Ergenin özerkliği için sürdürdüğü savaşım sadece ailesine karşı değil, tüm otoriteye karşıdır.
  • Ergen iletişimde anlaşıldığını bilmek ve varolan potansiyelini ortaya çıkarmak için desteklenmek ister. Bu nedenle, ergenin anlaşılabilmesinin yollarından birisi de aktif dinlenilmesidir.

            Anne Babalara Öneriler

  • Bu dönem ergenin kendisi için olduğu kadar, anne — baba için de sıkıntılı bir dönemdir.
  • Ergene karşı tutarlı davranışlar sergileyin.
  • Ergenle ilgili sorunları onunla yalnızken ve zamanında paylaşın. Asla bir kaç sorunu birlikte ele almayın.
  • Vaktiniz sınırlı ise bu durumu ona anlatarak uygun bir zaman bulmaya çalışın, geçiştirmeyin.
  • Sorunları onun bakış açısından görmeye çalışın.
  • Sürekli ikaz etmekten kaçının. Sadece yanlışlarını değil, doğrularını da yakalamaya çalışın.
  • Akranları ile kıyaslama yapmayın.
  • Arkadaşlığın birinci derecede önemli olduğu bu dönemde arkadaşlarını ve ailelerini tanıyın, onlara da arkadaşça yaklaşın. Yanlış olduğunu düşündüğünüz arkadaşlıklarının beğenmediğiniz yönlerini görmesine imkan ve zaman verin.
  • En hassas olduğu konu çocuk yerine konulmasıdır. Bu nedenle çocuk yerine koymayın.
  • Ergenin kendisi olmasına izin verin. Onu bir birey olarak kabul edin, düşüncelerini ifade etmesi için ona fırsat tanıyın. Öğüt verici ve “”Benim gençliğimde…”” diye başlayan konuşmalardan kaçının.
  • Ergeni ilgilendiren bütün konularda, her iki tarafın isteklerinin belirlenerek bir orta noktaya varılması en iyi çözüm yoludur. Kararları onunla birlikte verin.
  • İletişim kurarken onu mutlaka dinlediğinizi gösterin, bu şekilde kendisini önemli hissetmesini sağlayabilirsiniz.
  • Ergenin sahip olamadıklarına üzülmek yerine, sahip olduklarına sevinin.
  • Duygusal iniş-çıkışlar şeklindeki tepkilerinin size veya kişiliğinize karşı olmadığını, ergenliğin bir özelliği olduğunu kabul edip ergeni biraz rahat bıraktığınızda onun da sakinleştiğini fark edeceksiniz.
  • Kendine güvenmeyen ergenin yapabildiklerini görmesini sağlayın, yeterli olduğu konularda onu destekleyin ve teşvik edin. Örneğin, basketbolda başarılı olmayan bir ergeni yüzmeye yönlendirmek gibi…
  • Ergene yargılayıcı veya suçlayıcı davranırsak, onunla iletişimimizi koparır ve kendimizden uzaklaştırırız. Çocuklarımıza sevgimizi göstermeliyiz.

                                                                                                                              

ERGEN VE UYUM

Her zaman, sorunlu çocuk yoktur. Kusurlu anne baba tutumları vardır. Hele bu ergen olunca daha önem kazanmaktadır. Çocukluktan yetişkinliğe geçiş sürecinin sancıları, gelecek için okul, dershane, sınav cenderesi içindeki ergen uyumda sorunlar yaşamakta çevresine yansıtmaktadır.     Aile ve öğretmen tutumları yalnız ve mutsuz ergenin okulda ve sosyal hayatta başarılı olması açısından oldukça önem taşımaktadır.
Ergenlik dönemi, çocuklukla yetişkinlik arasında bir dönemdir. Bu dönemde çocuk, gelişimini belirli bir noktaya kadar tamamlamıştır. 10 yaşına kadar soyut kavramları veya genel sosyal mantıksal değerleri yargılama yeteneği olmayan çocuk yavaş yavaş bulunduğu çevreyi, aile içi ilişkilerini ve bunlar arasındaki neden sonuç ilişkilerini değerlendirmeye başlar. Ergenlik dönemi bir gelişim sürecidir. Bu dönemde kişi hem biyolojik hem de psikolojik olarak genel bir değişime uğrar. Bu değişim ve gelişim süreci hem ergenler hem de ebeveynler için zorluklarla doludur. Ergen içinde bulunduğu dönemde kendini topluma bir birey olarak kanıtlamak ister. Bu noktada, yani sosyalleşme sürecinde ergen birçok zorluk ile karşılaşır. Ergenlikte hormonlarda meydana gelen değişmeler, duygu durumunda inişli çıkışlı değişiklikler yaşanmasına neden olur. Ergen içinde bulunduğu arkadaşlık grubunda ya da okul çevresinde bazı sorunlar yaşamaya ve geri planda kalmaya başlarsa sosyal çevreden uzaklaşarak, mutsuz bir figür oluşturur. Bunun sonucunda ergende, ergenlik depresyonları, yeme bozuklukları, madde ve alkol bağımlılığı başlayabilir. Ergen yalnız kaldığında daha da çok madde ve alkol kullanımına yönelebilir.

Okul, ergenin yaşamındaki önemli bir toplumsal kurumdur. Okul kişiye yaşamında gerekli olacak değerleri ve bilgileri kazandırırken, topluma uyum sağlaması için gerekli sosyalleşme becerilerini de kazandırır. Ergenin okul içinde karşılaştığı en önemli sorun sosyalleşmedir. Çünkü ergen okulda tamamen bir arkadaş grubuna, topluluk içine girmektedir. Bu sosyalleşme sürecinde ergen içerinde bulunduğu okul ortamında kendi yaşıtları içerisinde varolma savaşı verir. Bu savaş fiziksel ve kişilik anlamında varolma savaşıdır.

Ergenlik döneminde akademik başarı arka planlara itilmektedir; çünkü akademik başarı yaşıtları tarafından çok fazla kabul görmez ve onore edilmez; ama fiziksel olarak ya da diğer yönlerden başarısız olan ergen kendini güçlü hissetmek için akademik başarıya yönelir.

Ergenler okul, aile ve arkadaşları ile olan sorunlarını davranışları ile gösterirler. Ciddi anlamda iletişim kuramayabilirler; kendilerini ifade etmezler veya ifade etmek istemezler. Ergenlerde içe yönelme, mutsuzluk görülür. Ergenin kendi odasına kapanarak yalnız kalmak istemesi doğaldır; çünkü ergen aileden uzaklaşmak ister. Ancak bu ciddi boyutlara ulaştığında; ergen tamamen tüm çevresine, arkadaşlarına kendini kapattığı anda, “ben mutsuzum ve sorunlarımla baş başa kalıyorum” mesajı verir. Diğer taraftan ergenler özellikle okulda, çok sık görülen yıkıcı davranışlar sergilerler. Bu dönemde ergen aileye karşı çok yoğun tepkiler vermeye başlar ve akademik açıdan yoğun bir düşüş görülebilir. Bunlar ailelerin ve eğitmenlerin çok dikkat etmesi gereken noktalardır. Ergenin yardım çağrısıdır tüm yaşananlar. Öncelikle ergeni tanımak, ergendeki değişiklikleri gözlemlemek ve görmek çok önemlidir. Aileler, baskılamak ve eleştirmek yerine normal bir yaklaşım sergilemelidir. Eleştiri ve baskı çocuğun ailesine, okulda yaşadığı sorunlara ve yalnızlığına dair çatışmaları artırır ve genç her şeye tepki vermeye başlar. Oysa karşımızda anlaşılması gereken bir birey vardır. Ergen güven duygusunu arzular ve kendisine destek olunmasını ister. Özelikle anne babanın desteği ergen için çok önemlidir. 

Eleştirmek yerine ergenin sergilediği davranışların nedenlerini araştırmak daha doğru olacaktır. Önemli olan nokta, çerçeveyi belirleyerek ergenin bu çerçeve içerisinde rahat bir şekilde hareket etmesini sağlamak, olmalıdır.

  • Anne babalar ergenlerin kendi kimliklerini ortaya koymalarına izin vermelidirler.
  • Ergenin ayrı bir kişilik olduğu kabul edilmelidir. Böylece ergenle iletişim daha sağlıklı olur.
  • Ebeveynler gencin duygularını yoğun bir şekilde yaşadığını, düşüncelerinin doğru ve kesin olduğuna inandığını unutmamalıdır.
  • Anne babasından anlayış göremeyen, onlarla çatışma içinde olan genç; evde bulamadığı güveni arkadaş çevresinde arar. Arkadaşlarından ayrı kalmamak için kendisine aykırı gelen düşünceleri, tutumları ve davranışları bile benimseyebilir. Bu sebeple ebeveynler mümkün olduğunca mutlu bir aile ortamı sağlamaya çalışmalıdır.
  • Gençlerle iletişimde önemli kurallardan biri de, ebeveynlerin gencin tepkileri ve çelişkili davranışları karşısında soğukkanlı kalabilmeleridir.